14/1/2009 ·

işte size mucize !
okuyunda bize mucize gösterilmedi demeyin !




NÛR suresi 57. ayet
Okunuş La tahsebennellezine keferu
mu'cizine fil ard ve me'vahümün nar ve le bi'sel mesiyr
Diyanet Çevirisi İnkâr edenlerin (Allah’ı) yeryüzünde
âciz bırakacaklarını sanma! Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varış yeridir o!

EN'ÂM suresi 134. ayet
Okunuş İnnema tuadune leativ ve ma entüm bi
mu'cizin
Diyanet Çevirisi Şüphesiz size va’dedilen şeyler mutlaka gelecektir. Siz bunun önüne geçemezsiniz.

YÛNUS suresi 53. ayet
Okunuş Ve yestembiuneke ehakkun hu kul i ve rabbi innehu lehakkuv ve ma entüm bi
mu'cizin
Diyanet Çevirisi “O (azap) gerçek midir?” diye senden haber soruyorlar. De ki: “Evet, Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz (bu konuda Allah’ı)
âciz kılacak değilsiniz.”


(HÛD suresi 20. ayet)
Okunuş Ülaike lem yekunu
mu'cizine fil erdi ve ma kane lehüm min dunillahi min evliya' yüdaafü lehümül azabv ma kanu yestetiy'unes sem'a ve ma kanu yübsirun
Diyanet Çevirisi Onlar yeryüzünde (Allah’ı)
âciz bırakabilecek değillerdir. Onların Allah’tan başka sığınabilecekleri bir yardımcıları da yoktur. Azap onlar için kat kat artırılacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) işitmeğe tahammül edemiyorlar, hem de görmüyorlardı.


(HÛD suresi 33. ayet)
Okunuş Kale innema ye'tiküm bihillahü in şae ve ma entüm bi
mu'cizin
Diyanet Çevirisi Nûh dedi ki: “Onu size, dilerse ancak Allah getirir ve siz (Allah’ı) âciz bırakamazsınız.”


(NAHL suresi 46. ayet)
Okunuş Ev ye'huzehüm fi tekallübihim fe ma hüm bi
mu'cizin
Diyanet Çevirisi Yahut onlar dönüp dolaşırken Allah’ın kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Onlar, Allah’ı
âciz bırakacak değillerdir.


(NÛR suresi 57. ayet)
Okunuş La tahsebennellezine keferu
mu'cizine fil ard ve me'vahümün nar ve le bi'sel mesiyr
Diyanet Çevirisi İnkâr edenlerin (Allah’ı) yeryüzünde
âciz bırakacaklarını sanma! Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varış yeridir o!

daha onlarca ayet var.açın bakın ! ben size bir çok mucize gösterdim işte !!!
oysa siz benden önce görmüyordunuz !
şimdi hala inkar mı edeceksiniz !

( özellikle Kuran tarzı konuşuyorum ki ! anlayasınız )


şimdi mucize görmedik diyebilirmisiniz !!!



ben size dini bilmediğinizi söylüyorum.
ama siz beni duymuyorsunuz.beni duymanız mümkün değil.
ben şuanda bir mucize gerçekleştirdim.

bu Musanın asasıdır işte.
sizler burada yılanlarınızı atıyordunuz.
oysa benim asam, sizin yılanlarınızı yuttu !!!



ama siz bunları göremeyecek kadar acizsiniz !!!işte bu yüzden mucizeleri göremezsiniz !

çünkü görmek istemiyorsunuz !!!
işte bunlar açık delillerdir.bir önceki yazımda verdiğim mucize ayetlerinin içinde mucize kelimesi geçmez.açık deliller.ayetler.izahlar vs geçer.
oysa bu açık deliller gelince karşı taraf bu ancak bir sihirdir der.
misal usta bir büyücüdür derler=usta bir demogog bu derler.sözleri ile sizi kandırıyor !!!

bu forumda çok fazla kalmayacağım !
körler görmez çünkü !



daha iyi anlamak için tartışma ortamındaki hali ile devam edin.

http://forum.ateizm2.org/index.php?act=Post&CODE=02&f=14&t=17116&qpid=271836


sonrada bu başlığa bakın.bunun içindede detaylı tartışma yazılarım var.

http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=17110&st=0

Yorum (yok) Yorum yaz!

28/12/2008 ·

  

bu yazı eski bir yazım.forumlardan birinde tartışırken yazmıştım.
eksikleri var.zaten hızlı ve seri bir yazı oldu.özellikle mescidi haram kavramı üzerinde daha geniş düşünmem gerekiyor.fakat mescidi haram kabe değil.bu yazıyı asmamın sebebi okuyanların düşünebilmesini sağlamak.isra 1 ayeti çok stratejik bir ayettir.onunla başarılı bir yolculuk yapanlar görürler ki.Kuranda 2 adet mescidi haramdan bahsedilir.birincisi Peygamberimiz için diğeri ise Musa Peygamber içindir.ben Musa Peygamberin mescidi haramını bu yazımla göstermek istedim.

 

 

   mescidi haram Kabe mi ? değil mi ? 

 

 

Zitat:

--------------------------------------------------------------------------------

İsrâ 1 Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.

Tefsir

 

İsrâ 2 Biz, Musa'ya Kitab'ı verdik ve İsrailoğullarına: "Benden başkasını dayanılıp güvenilen bir rab edinmeyin" diyerek bu Kitab'ı bir hidayet rehberi kıldık.

Tefsir

 

İsrâ 3 (Ey) Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin nesli! Şunu bilin ki Nuh, çok şükreden bir kul idi. *

Tefsir

 

İsrâ 4 Biz, Kitap'ta İsrailoğullarına: Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik.

Tefsir

 

İsrâ 5 Bunlardan ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşarak (sizi) aradılar. Bu, yerine getirilmiş bir vaad idi. *

Tefsir

 

İsrâ 6 Sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık.

Tefsir

 

İsrâ 7 Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid'e (Süleyman Mabedi'ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık). *

Tefsir

 

İsrâ 8 Belki Rabbiniz size merhamet eder; fakat siz eğer yine (fesatçılığa) dönerseniz, biz de sizi yine cezalandırırız. Biz cehennemi kafirler için bir hapishane yaptık.

Tefsir

 

İsrâ 9 Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükafat olduğunu müjdeler.

--------------------------------------------------------------------------------

 

 

 

 

yukardaki ayetlere baktığımızda mescidi haramın kabe olmadığı açıktır.

olay tamamen Musanın hikayesidir.ve Miraç bir uydurmadır.

    

 

dikkat edin çok ciddi bir soru bu ?

çünkü mescidi haram yıkılırsa herşey yıkılır

 

ayetlere tek tek bakalım

…………………………………………………………

İsrâ 1 Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.

…………………………………………………………

 

eğer burda bahsedilen Peygamberimiz ise.bu durumda kendisine daha önce ayetleri almıştı.bu durumda Peygamberimize uymuyor bu ayet.peki içindeki yürüyüşü yapan kim ?

bakalım Kuran bunu bize veriyor mu

 

 

Tâ-Hâ 9 (Resulüm!) Musa (olayının) haberi sana ulaştı mı?

 

 

Tâ-Hâ 10 Hani o, bir ateş görmüş ve ailesine: Bekleyin! Eminim ki bir ateş gördüm. Belki ondan size bir meş'ale getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum, demişti. *

Tefsir

 

Tâ-Hâ 11 Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi:

 

 

Tâ-Hâ 12 Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vadi Tuva'dasın!

Tefsir

 

Tâ-Hâ 13 Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver.

 

 

Tâ-Hâ 14 Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.

Tefsir

 

Tâ-Hâ 15 Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes peşine koştuğu şeyin karşılığını bulsun diye neredeyse onu (kendimden) gizleyeceğim.

Tefsir

 

Tâ-Hâ 16 Ona inanmayan ve nefsinin arzularına uyan kimseler sakın seni ondan (kıyamete inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun!

 

 

Tâ-Hâ 17 Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?

Tefsir

 

Tâ-Hâ 18 O, benim asamdır, dedi, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır.

Tefsir

 

Tâ-Hâ 19 Allah: Yere at onu, ey Musa! dedi.

 

 

Tâ-Hâ 20 Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan değil mi!

 

 

Tâ-Hâ 21 Allah buyurdu: Al onu! Korkma! Biz onu şimdi ilk haline sokacağız.

 

 

Tâ-Hâ 22 Bir de elini koltuğunun altına sok ki, bir başka mucize olmak üzere o, kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıksın.

Tefsir

 

Tâ-Hâ 23 Ta ki, sana, (böylece) en büyük ayetlerimizden bazılarını gösterelim.

 

 

Tâ-Hâ 24 Firavun'a git. Çünkü o iyice azdı.

…………………………………………………………

 

 

bakın yukarda oraya varan Musadır.çünkü gidende Musaydı !

 

bir örnek daha !

…………………………………………………………

 

Nâzi’ât 15 (Habibim!) Sana Musa'nın haberi geldi mi?

Tefsir

 

Nâzi’ât 16 Kutsal vadi Tuva'da Rabbi ona şöyle seslenmişti:

Tefsir

 

Nâzi’ât 17 Firavun'a git! Çünkü o çok azdı.

 

…………………………………………………………

 

 

görüldüğü gibi göçü yapan bizzat Musadır !

 

…………………………………………………………

 

Neml 7 Hani Musa, ailesine şöyle demişti: Gerçekten ben bir ateş gördüm. (Gidip) size oradan bir haber getireceğim, yahut bir ateş parçası getireceğim, umarım ki ısınırsınız!

Tefsir

 

Neml 8 Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!

Tefsir

 

Neml 9 Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım!

 

…………………………………………………………

 

 

buradada çevresi mübarek kılınan yer çok net bellidir.aslında bu izahlara hiç gerek bile yoktu.ayetlerin akışından yolculuğu yapanın Musa olduğu son derece nettir.

 

 

 

bu durumda Kurana inanıyorsak.bahsi geçen ayetlerdeki yolculukla Peyagamberimizin alakası bile yoktur.

    

…………………………………………………………

 

İsrâ 2 Biz, Musa'ya Kitab'ı verdik ve İsrailoğullarına: "Benden başkasını dayanılıp güvenilen bir rab edinmeyin" diyerek bu Kitab'ı bir hidayet rehberi kıldık.

Tefsir

…………………………………………………………

 

zaten özne verilmiş.zaten aşağıda açıkladığım gibi ayetleri görmek için giden Musadır.burdada ayetlerin verildiği söyleniyor.yani diğer surelerden yaptığım alıntıdaki olayın özetidir. bu.

 

…………………………………………………………

 

İsrâ 3 (Ey) Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin nesli! Şunu bilin ki Nuh, çok şükreden bir kul idi. *

Tefsir

 

…………………………………………………………

burda Musanın kavminin soyu anlatılıyor.

 

 

…………………………………………………………

İsrâ 4 Biz, Kitap'ta İsrailoğullarına: Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik.

Tefsir

 

…………………………………………………………

 

 

 

buda Musanın kavmidir.

 

 

…………………………………………………………

 

İsrâ 5 Bunlardan ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşarak (sizi) aradılar. Bu, yerine getirilmiş bir vaad idi. *

Tefsir

…………………………………………………………

 

 

burda Musanın Annesine yapılan vahyi hatırlayın.onu bir şekilde bu ev ev arayıp erkek çocukları öldürme zulmünden kurtarılışını hatırlarsanız.kesinlikle Musanın hikayesi olduğunu göreceksiniz.

İsrâ 6 Sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık.

 

…………………………………………………………

 

 

 

 

işte ayetlerin çok net şekilde söylediği gibi.Miraç ile alakası bile yoktur.

Peygamberimizin konu ile hiç alakası yoktur

 

tam manası ile Musanın hikayesidir bu

 

 

şu anda göçün yapıldığı yer olan mescidi haram nasıl kabe olabilir soruyorum ?

 

 

 

bu sorulara cevap veremez yada mantıklı bir şekilde izah yapamazsanız.

Hurafe dininin kıblesi çökmek üzere !

 

Sanırım düşünmenin vakti gelmiştir.

 

Kuranı düşünerek okursanız eğer.

çevresini mübarek kıldığımız denilen yere yapılıyor bu göç.ve Kuranda çevresi mübarek kılınmıştır denilen yer Kuranda sadece Tuva vadisi için söylenmiştir.o yer Tuva vadisidir.

dikkat edersen göçün devamıda Musa için anlatılmıştır.

 

 

1.Yani göçü yapan Musadır.

2.Musanın ikametgahı Mısırdır.

3.Musa asla Kabenin olduğu yerde.yani Mekkede yaşamamış ve oradan göç etmemiştir.

4.Göçten önce ayetlerimizi göstermek üzere denilmektedir.İsra 2.ayette Musaya Kitap verildiği söylenmektedir.bu kitap göçün neticesinde Kutsal Tuva vadisinde verilmektedir.ve verildiği yer için,yani göçün yapıldığı yer için ÇEVRESİ MÜBAREK KILINMIŞTIR denmektedir.bu ifade Kuranda yalnızca Kutsal Tuva vadisi için söylenmiştir.ve oraya gidende çok açık bir şekilde Musadır.

5.bu durumda Mescidi Haram asla Kabe olamaz.

Peki bu neticeden sonra Kurandaki MESCİDİ HARAM sözünden ne anlamalıyız.

Çok açık aslında !

MESCİDİ HARAM = HARAM MESCİD

Yani kötülük meclisi

Kabe o zamanda bir puthaneydi.ve kötülük merkezinin kalbiydi.

Son derece açık.

 

 

 

 

Devam edelim !

 


 
Kuran dili ile mescidi haram kötülükler meclisidir.

isterseniz kıble ayetindende göstereyim.gözleri görenler görebilir.

Bakara 150
(Medenî 87) (Evet Resulüm ! ) Nereden yola çıkarsan çık
(namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın. Sakın onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız.


farkındaysanız namaz ifadesi parantez içindedir.tıpkı isra suresi 1.ayetteki Muhammed isminin parantez içinde olması gibi.peki ayeti iyice okuyun
bakalım gözleri görenler ne görebilecek.

ben size yardımcı olayım.


Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın.
Sakın onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız.

bir insan yüzünü çevirirken neden birinden korksun ?
burda namaz parantez içinde !

ben namaz kılarken yüzümü kabeye doğru çevireceğim ve korkacağım !
hayır !
kötülükler meclisine yüzünü dön.ve onlardan korkma !
burda bir mücadele için kıble veriliyor.puthanenin olduğu yerdeki düzenin üstüne gitmesi için artık start verliyor.

bakın Musadan örnekleyelim.ne der bilirsiniz.bütün peygamberler namaz kılardı.bakalım Musa ne yapmış.


Tâ-Hâ 23 Ta ki, sana, (böylece) en büyük ayetlerimizden bazılarını gösterelim.


Tâ-Hâ 24
Firavun'a git. Çünkü o iyice azdı.


Tâ-Hâ 25 Musa: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik ver.
Tefsir

Tâ-Hâ 26 İşimi bana kolaylaştır.


Tâ-Hâ 27 Dilimden (şu) bağı çöz.


Tâ-Hâ 28 Ki sözümü anlasınlar.
Tefsir

Tâ-Hâ 29 Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver,


Tâ-Hâ 30 Kardeşim Harun'u.


Tâ-Hâ 31 Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir.
Tefsir

Tâ-Hâ 32 Ve onu işime ortak kıl.


Tâ-Hâ 33 Böylece seni bol bol tesbih edelim.


Tâ-Hâ 34 Ve çok çok analım seni.


Tâ-Hâ 35 Şüphesiz sen bizi görmektesin.


Tâ-Hâ 36 Allah: Ey Musa! dedi, istediğin sana verildi.


Tâ-Hâ 37 Andolsun biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.
Tefsir

Tâ-Hâ 38 Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene (şöyle) vahyetmiştik:


Tâ-Hâ 39 Musa'yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil'e) bırak; deniz onu kıyıya atsın da, benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim. *


Tâ-Hâ 40 Hani, kız kardeşin gidip "Ona bakacak birini size bulayım mı?" diyordu. Böylece seni, gözü gönlü mutluluk dolsun ve üzülmesin diye annene geri verdik. Ve sen, birini öldürdün de seni endişeden kurtardık. Seni iyiden iyiye denemeden geçirdik. Bunun için yıllarca Medyen halkı arasında kaldın. Sonra takdire göre (bu makama) geldin ey Musa! *


Tâ-Hâ 41 Seni, kendim için elçi seçtim.


Tâ-Hâ 42 Sen ve kardeşin birlikte ayetlerimi götürün. Beni anmayı ihmal etmeyin.


Tâ-Hâ 43 Firavun'a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı.


Tâ-Hâ 44 Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.
Tefsir

Tâ-Hâ 45 Dediler ki: Rabbimiz! Doğrusu biz, onun bize aşırı derecede kötü davranmasından yahut iyice azmasından endişe ediyoruz.
Tefsir

Tâ-Hâ 46
Buyurdu ki: Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim; işitir ve görürüm.
Tâ-Hâ 47 Haydi, ona gidin de deyin ki: Biz, senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını hemen bizimle birlikte gönder; onlara eziyet etme! Biz, senin Rabbinden bir ayet getirdik. Kurtuluş, hidayete uyanlarındır.





bakın hikaye aynı hikaye !
mescidi haramdan mescidi aksaya ( uzak mescide ) hicret eden Musaya tekrar göçünü başlattığı yere dönmesi emrediliyor.yani onun zamanındaki mescidi harama ! firavunun olduğu yere !
ve ne deniyor.onun kıblesi çizildikten sonra ne deniyor yukardaki alıntının sonundaki büyütülmüş yere bakın.aynı Muhammede söylenen söz söyleniyor.KORKMAYIN ! çünkü Musa bir mücadele için start alıyor.
Muhammedde aynı startı alıyor.

bunları görenler görür.görmeyenler elbette görmez.Kuranı gerçekten anlamak niyeti ile okuyanlar.müthiş bir kitap olduğunu ve dünyada insana dair şeyleri inanılmaz bir şekilde anlattığını.tek bir cümle ile insanın tarihsel geçmişinde hep yapa geldiği klasik tavırlarının geçmişte ne olduğunu.bir kanun hükmünde basit bir tek cümle ile izah ettiğini görürler.inanın Kuran insana dair olan şeyleri şaşmaz bir muhteşemlikle anlatıyor.ama malesef bunu Kuranda sabırlı olanlar görebiliyor.ona sonsuz güvenenler görebiliyor.benim tavsiyem bu gözle bir okuyun.

Kuranda klasik islamcıların yaptıkları yok.
bakın size mescidi haramın kabe olmadığını izah ettim.aklı olan içinde çok net izah ettim.bana dünyada olandan anlatmayın.çünkü dünyada olan değil benim inandığım.müslümanlar böyle yapıyor öyleyse müslümanlık bu diyemez kimse.müslümanın sorumlu olduğu şey Kurandır.
ve bu Kuranda ne acıdır ki.

namaz = şekilsel namaz değil !
kabe = bildiğiniz o taş bina değil
mescidi haram = kabe değil
Kurban = kesilen kurban değil
bunları görenler görebiliyor.çokta basit bir yolu var.Kurana güvenmek
onun sözleri ile düşünmek.

Yorum (9) Yorum yaz!

16/12/2008 ·

Bakara 38.

Abdülbaki Gölpınarlı

Dedik ki: Hepiniz de cennetten inin. Fakat benden size bir doğru yol gösterici geldi mi o doğru yolu gösterenin izinden gidenlere ne korku vardır, ne hüzün.

Ali Bulaç Meali

Dedik ki: 'Oradan hepiniz inin. Bundan sonra size benden bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.'

Diyanet İşleri Meali(Eski)

"İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.

Diyanet İşleri Meali(Yeni)

“İnin oradan (cennetten) hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir” dedik.

Diyanet Vakfı Meali

Dedik ki: Hepiniz cennetten inin! Eğer benden size bir hidayet gelir de her kim hidayetime tabi olursa onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

Edip Yüksel Meali

"Oradan topluca ininiz," dedik, "Benden size bir yol gösterici geldiği zaman, o yol göstericiye uyanlar için artık bir korku yok ve onlar üzülmeyecekler."

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlara dedik ki: "Hepiniz oradan inin. Size benim tarafımdan bir hidayet rehberi geldiğinde, kim o hidayetçimin izinde giderse, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

Elmalılı Meali (Orjinal)

Dedik: İnin oradan hepiniz, sonra benden size ne zaman bir hidayetci gelir de kim o hidayetcimin izince giderse onlara bir korku yoktur ve mahzun olacaklar onlar değildir

Ömer Nasuhi Bilmen

Dedik ki: «O cennetten hepiniz aşağıya ininiz. Eğer benim tarafımdan size bir hidâyet gelir de her kim hidâyetime tâbi olursa artık onlar için bir korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmayacaktır.»

Muhammed Esed

Biz, “Hepiniz buradan çıkıp gidin!” dedikse de size yol göstericiliğimiz devam edecektir: ve Benim yol gösterici mesajlarıma uyanlar için artık ne korku vardır, ne de üzüntü;

Suat Yıldırım

38,39. -Dedik ki: “İnin oradan hepiniz! Artık ne zaman Ben'den size doğru yolu gösteren rehber gelir de kim ona uyarsa, onlara hiç bir korku olmayacak, hiç üzülmeyecekler de. İnkâr edip âyetlerimizi yalan sayanlar ise cehennemliktirler, hem de orada ebedî kalacaklardır.” [20,123; 7,24-35]

Süleyman Ateş Meali

Hepiniz oradan inin, dedik, "Yalnız (iyi bilin ki) size benden bir hidayet geldiği zaman, kimler benim hidayetime uyarsa artık onlara bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

Şaban Piriş Meali

-Hepiniz oradan inin, dedik. Tarafımdan size bir yol gösterici gelecektir; benim yol göstericime uyan kimselere hiçbir korku yoktur ve onlar üzülecek de değillerdir.

Ümit Şimşek Meali

Onlara dedik ki: Hepiniz oradan inin. Benden size bir hidayet(24) eriştiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, ne bir korku vardır onlara, ne de mahzun olurlar. *

Yaşar Nuri Öztürk

"Hepiniz oradan aşağı inin." dedik. Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiçbir korku yoktur. Onlar kederle de yüzyüze gelmeyeceklerdir.

Dikkat ederseniz tek bir istisna bile olmadan bütün mealciler toplu bir inişi meal etmişlerdir.oysa hani bunlar hz.Adem ve hz.Havva idi !çok açık şekilde gördüğünüz gibi.bu bir topluluktur.sanırım sözü burada çok uzatmama gerek yok.çünkü durum çok açık !

 

Şimdi birde işin sağlama kısmına bakalım.Kuranda peygamber olduğu ifade edilen bütün Peygamberler hiç şüphe olmayacak şekilde tescil edilmişlerdir.

En başta Peygamberimizi örneklersek.

Âl-i İmrân 144
(Medenî 89) Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.

bakın gördüğünüz gibi Hz.Muhammedin Peygamberliği şüphe olmayacak şekilde tescil edilmiştir.

Nisâ 171
(Medenî 92) Ey ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın resulüdür, (o) Allah'ın, Meryem'e ulaştırdığı "kün: Ol" kelimesi(nin eseri)dir, O'ndan bir ruhtur. (O'nun tarafından gönderilmiş, yahut teyit edilmiş, yahut da Cebrail tarafından üfürülmüş bir ruhtur). Şu halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. "(Tanrı) üçtür" demeyin, sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek Allah'tır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.

 

(A'raf, 59)

Andolsun ki Nuh'u elci olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim ! Allah'a kulluk edin, sizin ondan baska tanriniz yoktur. Dogrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabindan korkuyorum » (A'raf, 59)

Âl-i İmrân 39
(Medenî 89) Zekeriyya mabedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nida ettiler: Allah sana, kendisi tarafından gelen bir Kelime'yi tasdik edici, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler.

İşte bu şekilde yada buna paralel şekillerde Kurandaki Peygamberler tescillidir.böyle bir tescili hz.adem için bulamayacaksınız ! çünkü yok !

Kaldıki ! her Peygamberin bir mücadelesi vardır.oysa hz.Adem için böyle bir durumda söz konusu değildir.elbette iki kişi olarak düşünüldüğünde bu olasılık zayıflar.ama iki kişi değiller.ayetlerin analizlerini gördünüz.

Gelelim diğer kanıtlara.

Kurandaki cennet ifadelerinin yanında genellikle ebedi ifadesi geçmektedir.tek bir örnek veriyorum.çünkü aksini bulamayacaksınız.bütün cennet ayetlerine bakın cennet ebedi yurt olarak tanımlanır.

Âl-i İmrân  15  
 
(Medenî 89)

(Resulüm!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takva sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını çok iyi görür.

1-     Durum böyleyken bakara 30 da açıkça yeryüzünde yaratıldığı ( bir çok mealciye göre ! ) söylenen Adem nasıl oluyorda ebedi cennetten kovulabiliyor ! bu Nisa 82 ile çelişmiyor mu ?

2-     Cennete sorgusuz girilemezken nasıl oluyorda hz.Adem ve hz.havva cennete girebiliyorlar ?

3-     Cennet henüz yokken ! yani kıyamet sonrası bir mekan iken nasıl oluyorda yeryüzünde yaratılan Adem ile Havva cennetten kovulabiliyor.

4-     Cennete kötülük giremezken nasıl oluyorda şeytan orada geziniyor ve üstelik Adem ve havayı kandırabiliyor

5-     Aynı şekilde cennette hiçbir kötülük yokken nasıl oluyorda yasak ağaç diye bişey cennette olabiliyor.

6-     Bunlar ilk iki insan ise nasıl oluyorda o günün tıbbi eksikliklerine rağmen biri diğerinin kanını akıtıyorda diğeri yaşıyor.

7-     Her şeyi bilen ulemamız Ademin hangi topraklardan kaç günde ne derecede pişirilip salsal edildiğini bilirken Ademin yada havanın birbirlerinin kanını döktüğü bilgisini anlatmıyorlar.

8-     Bakara 30 daki bozgunculuğu yapan kim ? bunlar iki kişi ise 3.kim ? şeytan değil ! çünkü henüz cennetten kovulma olmamış durumda.şeytan henüz olaya müdahil değil.

Bu sorular çoğaltılabilir.gece geç vakit olduğu için ilk anda aklıma gelenleri yazdım sadece.bundan fazlada konuyu deşmeyeceğim.sanırım oldukça açık örnekler verdim.

Sadece derli toplu ve hızlı şekilde ayet numaraları vermeden ama ayet bazlı anlatımla durumu derleyip toparlayacağım.

Sonuç :

Adem yaratılan ilk insan olabilir.ki öyledirde.benim iddaam Ademin olmadığı üzerine değil.klasikte bize öğretilen Hz.Adem karakterinin Kuranda olmadığı üzerinedir.yani Kuranda Adem ismi vardır.Ama o Adem bize öğretilen Hz.Adem değildir.

Özet :

Adem çok önceden yaratılır.süreç içinde kendisine gözler gönüller verilir.kan döküp bozgunculuk yapar.Ademin yaratılması ile seçilmesi arasında uzunca bir süre geçer.bu süreç içerisinde.yani Ademin yaratılması ile seçilmesi sürecinin arasında Ademe RUH ÜFLENİR.yani adem BİLGİYİ KULLANMAYI ÖĞRENİR ( kısa , hızlı ve üstünkörü  bir meal ile ruh = bilgi diyebiliriz ) işte Adem bu ruh ile melekleri kendine secde ettirir.ve dünyanın halifesi yani yöneticisi tayin edilir.bu süreçten sonra Adem bir takım kelimeler alır.yani Peygamberlik sistemi artık çalışır duruma gelir.ademe ilk gelen emir.Mal sevgisine yaklaşmadır.fakat şeytan ona burada hükümdarlık ve iktidar olduğunu fısıldar.ve adem bu fısıltıya kapılır.kendisini para sevgisi ile örter.ve bunun üzerine kötülükler ortaya çıkar.adem kendi elleri ile yarattıklarının peşinde koşar hale gelir.şeytanı o gün verdiği sözde haklı çıkarır.oysa Allah ademi uyarmıştır.Ademe kendisini zengin etmek istediğini söylemiştir.ama Adem o ağacı-yani mal sevgisini çoktan tercih etmiştir.Oysa Allah kendisine, şeytanın vermekle azalacağını söylediğini ama bunun yanlış olduğunu paylaşmakla arttığını söylemiştir.ama adem o gün bunları görmemiştir.ve adem bugünde bunları görmemektedir.ve şeytanın dik yokuşunda onun kölesi olmuştur ve bundan dolayı ademe bir yorgunluk dokunmuştur.

Bu konunun üç boyutu ile yaşadığımız şu hayatta daha iyi anlaşılması ve Kuranın hayatı teşbihlerle ne kadar mükemmel anlattığını daha iyi anlamanız amacıyla daha önce yazdığım eski bir forum yazımıda buraya asıyorum.belki birlikte okunursa ademin ilk sınavından bu güne pek bişey değişmediği ve ademin bugünde aynı adem olduğunu daha iyi görebileceksiniz.

 

 

Bu yazım eski bir forum yazısı olduğu için derli toplu değildir.ve tartışır şekilde yazılmıştır.

bahçe duvarları ve Kuran !


selam.
bazı yazılara cevap verirken aklıma bu konuyu yazmak geldi.
umarım okuyanlar.ateist müslüman yada hristiyan olduklarını bir kenera bırakıp objektif bir şekilde düşünürler.


ben bu sitede klasik ama yalnız Kuran üzerine islam yanlısı olarak tartışırken.şuanda deist olmuş olan safbilgi isimli sevdiğim bir dostum bir yazı astı.

ADEM,HAVVA,ELMA KISSASINDA YILLARCA MEALCİLERCE KANDIRILDIK MI?
başlığı yukarıdaki olan yazıyı okuyunca beynimden vurulmuşa döndüm.bu yazı beni hayatımda en çok etkileyen yazı oldu.
halada benim için öyledir.içeriğini bilmeyenler okuyabilir.linki aşağıda.

http://www.sozumuzvar.com/forum/viewtopic.php?t=3653

bu yazının arkasına düştüm.gizli bir foruma üye oldum.kapalı devre bir foruma ! ve orda klasik islam düşüncelerim değişti.
ben 16 yaşında dinle muhattap oldum.ve önüme gelen yazı benim için dindi.takvim yapraklarının arkasını bile okurdum.
sonra namazın miraçta 50 vakitten 5 vakte inme konusundaki hadis eleştirisini okudum.Musanın Allaha ve Muhammede akıl verip
9 kere namaz pazarlığı yaptırdığı yazıyı ! o günden sonra hadis dinini terketmiş ve yalnız Kuran dininden olmuştum.
ama yukarıdaki yazı ile Kuran dinini yanlış yorumladığımı farkettim.Kuran dininin yorumlanma ilkelerini bu yazı ile keşfedip
bunun üzerine gidince gözlerim açıldı.

yukarıdaki linkin konusu şu.
bakara suresinde geçen ademin cennetten kovulma konusunun gerçek meali.Kuran tekniği ile olan meali.
yöntemde müthiş ! ve çok sağlıklı !

Kuranda Allah bazı ayetler muhkem bazıları müteşabihtir der.ve Kuranın ikizli bir kitap olduğunu söyler.
bu iki ayette Kuran sözlüğü gizlidir.Allah bazı ayetleri muhkem yani tartışmasız kılmış.ve ikiz kelimelerin en az bir tanesini muhkem kılmıştır.
yani kesin manasını yüklemiştir.bu şekilde Allahın kelimelerinin değişimi engellenmiştir.
bir nevi tuzaktır bu ! Allahın kelimelerini değiştirmek isteyenlerin farkında bile olmadıkları bir sözlüğü vardır Kuranın.
Kuran kendi kendisinin sözlüğüdür.

vakıa suresinde yıldızların yerlerine yemin edilir.ve üstüne eğer bilirseniz bu büyük bir yemindir diyede üstelenir.
yerlerine diye meal edilen kelimenin aynısı kehf suresindede geçer.ve tartışmasız ve istisnasız olarak aynı kelime.
düşecekleri manasında meal edilir.çünkü kelime orada tam manası ile muhkem kullanılmıştır.
yapılacak olan.muhkem ayetle manası yüklenmiş kelimeyi müteşabih ayete kopyalayıp yapıştırmaktır.
bu durumda ayet.
yıldızların düştükleri yere yemin ederim olur.ve gerçektende çok büyük bir yemin olduğu anlaşılır.
işte değiştirilen Kuran manası bu şekilde yenilendiğinde Kuranın gerçekten müthiş bir kitap olduğu ortaya çıkar.

bakara suresi 30-40 arası ayetlerin çalışmasının yapıldığı bu alıntıda gerçekte anlatılan şudur.

Allah ademe ( insanlığa ) şu ağaca yaklaşmayın dememiştir.mal sevgisine yaklaşmayın demiştir.
Kuran sözlüğü ile olaya bakınca bu çok açıktır.ama insan açgözlü olduğu için mal sevgisine yaklaşmıştır.
bunun üzerine çirkinlikler-yani kötülükler ortaya çıkmıştır.insan kendisini para-mal sevgisi ile örtmüştür.

işte ilk insanlığa yapılan bu uyarı bugünde hala aynen ivmesini korumaktadır.
Allah bugün Kuranda yine mal sevgisine yaklaşmayın.dağ gibi yığmayın demektedir.
ama malesef !!!!


şimdi gelelim bahçe duvarlarına.

geçen gün arabayı servise bıraknıştım.ve o gün uzun uzun yürümüştüm.
yürürken bahçe duvarları dikkatimi çekti ! hiç abartmıyorum.hemen yan sitemiz villalardan oluşan bir site ve çevresi abartısız 3 kilometre uzunluğunda 2 metre yüksekliğinde duvarla çevrili.bizim site desen öyle.bitişik olan bütün siteler istisnasız yüksek ve tel örgülü bahçe duvarları ile çevrili.

peki neden !
neden biliyormusunuz.bakara 30-40 arası anlatılan durum yüzünden.para ile örtünmenin yüzünden.
çünkü çirkinlikler bu yüzden ortaya çıkmış.
başka bir ayette insanlar önceden tek bir ümmetti sırf aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler demekteydi.
işte o ihtilaf bugünkü bahçe duvarlarının atasını oluşturan ihtilaftı.mal sevgisi sebebi ile çıkmış kıskançlıkla devam etmiş bir yansımaydı.

düşündüm neden bu bahçe duvarları.
bana göre açılımı şuydu !
bizler zengin insanlarız.ve bu duvar bizi diğerlerinden ayıracaktır.önüne gelen bu duvarın ardına geçemez.bizim tabakamız dışında muhattabımız olmaz.bu duvar bir ölçüdür bir sınırdır.bu duvarın bu tarafında bizim gibi olanlar.öbür tarafında bizim gibi olamayanlar vardır.

oysa Allah şeytan sizi fakirlikle korkutur.vermekle azalmaz.vermekle artar demektedir.
peki bu doğrumu değil mi
yüzde yüz doğru.hemde inanılmaz şekilde doğru.
düşünün.toplasan 20 km kare içindeki sitelerin bahçe duvarlarını.dikenli tellerini.güvenlik kameralarını.güvenlik elemanlarını.çelik kapıları.
bu kadar bir alanda.yanyana koysanız 50 km bahçe duvarı var ! ciddi söylüyorum ! abartısız bu kadar var.

becerebilsem googleeart'tan resimlerini bile koyarım buraya !
şimdi bu bahçe duvarları yerine.güzel bir toplum için evsizlere ev yapılsa okumamışlar okutulsa !açlar doyurulsa.
50 km duvar mı daha pahalı olurdu ! yoksa diğeri mi ! 20 km kare içinde kaç evsiz olabilir ki ! kaç okula gidemeyen çocuk !
50 km lik duvar ile ortada olan insana ev yapmayı bırakın.bunun 100 katı insana geçim sağlayabilirdik.

toplum kalitesine yatırım yapan japonyaya bir bakın.birde bahçe duvarı yapan bizlere bakın.
50 km duvar.zaman içinde yıpranır.boyası bozulur boyarsın.bir yeri yılılır yaparsın.telleri paslanır değiştirirsin.güvenliklere her ay maaş verirsin.
ama bunlar yetmez.bahçe dışında ayırıp evsiz kalmasına göz yumduğun o insanlar açlıktan hırsız yada serseri olmuştur artık.
ve sende işine gitmek zorundasındır.
ama araban lükstür ve çalılabilir. !
kasko yapmalısın.alarm taktırmalısın !
üstelik bu kadar çok korunmana rağmen yinede emin değilsindir.

devlet güvenliği sağlasın diye daha çok polis çalıştırmalıdır.
daha çok asker barındırmalıdır.
vergilerin okul hastane olacağı yerde polis asker maaşı olmaktadır !

yani aslında her durumda insanlık o bahçe duvarından zarardadır !

şeytan fakirlikle korkutur.ama vermekle azalmaz vermekle çoğalır !

inanın bu gerçekten doğru.vermekle çoğalır.

çünkü bir bahçe duvarı yerine bir kimsesiz çocuğu imar etseydik.

sadece 300 gr beyni olan o çocuk belkide yarın bütün ülkeyi değitirebilirdi.
tamam belki bu cümle iyimserlik gibi duruyor.
o zaman gerçek bir cümle kuralım.


ilk okulda bir hikaye okumuştum.çok zeki bir kız varmış
padişah kızın babasına der ki.kızına sor bakalım bir kaşıkla bir gölü boşaltabilir mi !
baba kızına sorar
kız elbette boşaltırım der !
göle gelen bütün suları kesin ben o gölü boşaltırım !
eninde sonunda göl boşalmaya mahkumdur.

o halde gerçek bir cümle kurarsak
bahçe duvarı ile birbirimizi ayıracağımıza.
çok daha ucuzcu olup sevgi ve insan inşa etmekle
bu toplumda açlık hırsızlık cehalet bırakmayabilirdik !
ve daha çok düşünen daha çok anlayan bir toplum olabilirdik

ve kesinlikle bu halimizden çok daha ötede olabilirdik.
belkide japonyadan ötede olabilirdik.

Kuran insanlık için olmazsa olmaz bir kitaptır.
bu sadece tek bir Kuran örneği.Kuran ile örülmüş bir toplum
bırakın dünyanın ötesine gitmeyi.
iddaa ediyorum şu günden 300 sene sonra yıldızlarda yaşıyan bir toplum olurdu !

 

 

 

Yorum (4) Yorum yaz!

16/12/2008 ·

Not:dilbilgisi kuralları konusunda iyi değilimdir.o yüzden dilbilgisi hataları çok olabilir.ama esas olan konunun anlaşılmasıdır.

KURAN’DA HZ.ADEM İSMİNDE BİR PEYGAMBER YOKTUR.

 

            İnsanın gelmiş geçmiş en önemli ve değişmez sorularından biri olan ‘’Nasıl var olduk’’ sorusuna insanoğlu daima bir cevap aramıştır.Ve daimada bir cevabı olmuştur.

Bu cevabın ne derece doğru yada ne derece yanlış olduğu da daima tartışıla gelmiştir.

Hepimiz biliyoruz ki,İslam toplumunda doğmuş olan bizlere öğretilen Her şeyi Allah’ın yarattığı ve bizi de Hz.Adem ve Hz.Havva’dan türettiğidir.İşin ilk kısmı benim tartışmasız kabul ettiğim kısmıdır.Ancak Hz.Adem ve Hz.Havva üzerine artık şüphelerim var !

Sizlerde yazının sonunda göreceksiniz ki ! Bu şüphelerim hiçte yersiz değiller.

 

            İnsanoğluna her zaman elçiler gelmiştir.Bunlar her zaman Peygamber olmasa da, gerçekleri bi şekilde anlatanlar daima olmuşlardır.Ancak gerçekleri anlatanlara ya tahammül edilememiş yada anlattıkları sonradan dejenere edilmiştir.İslam dini ikinci kısımdaki dejenereye maruz kalmıştır.

Bir çok insan Yahudiliği bir millet zanneder,oysa Kuranın açılımında Yahudi bir millet adı değil,bir zihniyetin adıdır.Allah’ın kelimelerinin yerlerini değiştiren,Allah’tan gelmemesine rağmen bu Allah’tandır diyen,ayetleri menfaatleri için satan yada menfaatleri için ayetler uyduranlardır Yahudiler.Yani bir milletin değil bir zihniyetin adıdır Yahudilik.

İşte hz.Adem konusu da bu Yahudilerin sayesinde Kuranda anlatıldığından çok farklı şekillerde bizlere sunulmuştur.İşte bu yüzden insanların Kuranı iyi bilmeleri ve iyice düşünmeleri gerekmektedir.

 

            Ben Kurana aşık amatör bir Kuran okuyucusuyum.Arapça bile bilmem.Ancak bu çok kısa süre içinde telafi edilecek.Çünkü artık Arapça bilmek benim için şart oldu.Ama ! bu Kuranı araştırmamak yada düşünmemek için bahane değil.Bu halimizle bile Kuran düşünülebilir.Ve olmayan arapçamızla bile Kuran mealleri şu gün olduğundan daha iyi  şekle getirilebilir.Bunun için Kuranın kendi söylediği teknikler vardır.

 

Örneğin nisa 82.ayet.

Hala mı düşünmezler Kur'an'ı Allah katından gayrı bir yerden gelseydi onda, birbirini tutmaz birçok şeyler bulurlardı.

Bütün mealler için bakınız

http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=82

 

Bu ayet ile belki Kuranı meal edemeyiz ama ! Meal hatalarını tespit edebiliriz.

Allahın kendi sözüne göre Kuran içinde çelişki olması mümkün değildir.Bu bizim Kuranı okurken aklımızın daima bir köşesinde bulunması gereken bir analiz ayetidir.Madem ki Kuran bize yüzlerce ayetinde DÜŞÜNMEMİZİ emrediyor,o zaman bu ayet düşünmek için başucu ayetlerinden biridir.Fakat mealciler maalesef bu teknikleri hiç düşünmeden kopya yöntemi ile meallerini yazmışlardır.Biri meal ederken diğerine bakmış,diğeri de öbürüne ! En başta da mealleri genellikle Tevrata dayandırmışlardır.İşte bu Hz.Adem karakteri de Tevrattan kopyalanmıştır.

Nisa 82.ayet üzerine pratik yapmak için bir ayet örneklemek istiyorum.

(TÂHÂ suresi 117. ayet)  Biz de şöyle dedik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun.”

(TÂHÂ suresi 118. ayet)  “Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur.”

Dikkat ederseniz Ayette Adem ve eşine cennette oturduğu sürece açlık ve çıplaklığın olmadığı söylenmektedir.

(A'RAF suresi 22. ayet)Bu suretle kandırarak ikisini de sarktırdı, onun üzerine vakta ki o ağacı tattılar, ikisine de çirkin yerleri açılıverdi ve başladılar Cennet yapraklarından üzerlerine üst üste yamayorlardı, rabları da kendilerine nida etti: ben sizi bu ağaçtan nehyetmedim mi? Ve size haberiniz olsun bu Şeytan açık bir düşmandır size demedim mi?

Oysa bu ayette bahsedilen ağacı yendikten sonra örtündükleri yazıyor.Ve onların kendilerine çirkin yerlerinin yani cinsel organlarının göründüğü söyleniyor.Fakat Taha suresine göre Adem ve eşi cennetteyken aç ve çıplak olmadığı söylenmişti.O halde örtünmeleri garip değimlidir.Zaten onlar bu olayın öncesinde örtülüydüler !

Bakın hiç uzağa gitmeden aynı ayetlerle bağlantılı başka bir ayet daha.

(TÎN suresi 4. ayet)  Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.

Oysa yine yukarıdaki ayette Adem ve eşinin çirkin yerleri göründü diye meal edilmişti.fakat buda açık bir çelişkidir.Hani insan en güzel biçimde yaratılmıştı.

Elbette yukarıda örneklenen ayetler Kuranın çelişkileri değil bizzat mealcilerin kendi çelişkileridir ! Burada örneklediğim ayetlerden Araf suresinde anlatılan Yasak ağaç uydurması Kuranda yoktur.Bloğumda çok güzel bir çalışma alıntılanmıştır.Muhakkak o yazıyı okuyunuz.

http://nartkan.blogcu.com/adem-havva-elma-kissasinda-yillarca-mealcilerce-kandirildik-mi_30881411.html

Araf suresinde anlatılan olay kısaca şöyledir.Ademe Mal sevgisine yaklaşma ( o ağaca ) denilir.Adem yanaşır.Ve çirkinlikler-kötülükler ( çirkin yerlerin görünmesi ) ortaya çıkar.Adem kendisini Para ile örtmüştür.Yani para sevgisine bürünmüştür.Yani ortada ne cinsel organların çıkması nede Cennet yaprağı ile örtünme yoktur.Bu konudaki doğru meali okumak isteyenler lütfen verdiğim linki okusunlar.

 

Şimdi hiçte Profosyonelce olmayan yukarıdaki amatör izahtan sonra Kuranda neden Hz.Adem isminde bir Peygamberin olmadığını izah etmeye başlayayım.Yalnız dikkat ediniz.Kuranda Adem ismi yok demiyorum.Bu adem isminin klasikte bilinen ilk İnsan adem olmadığını söylüyorum.

İlgili ayetleri tek tek inceleyelim.

Bakara

 30

Hani Rabbin meleklere, ben yeryüzünde mutlaka bir halife yaratacağım demişti. Demişlerdi ki: Orada bozgunculuk edecek ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Biz, sana hamd ederek noksan sıfatlardan arılığını söylemede, seni kutlamadayız ya; ben, sizin bilmediğinizi bilirim demişti.

Tüm mealleri için bakınız.

http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=2&ayet=30

Bakın bu ayette;Allah YERYÜZÜNDE BİR HALİFE YARATACAĞINI ! dikkat edin meal hem yeryüzünde hem de yaratmak olarak meal edilmiş.Yeryüzü kısmı doğrudur.Ancak YARATMAK kısmı yanlıştır.

Okunuş

Ve iz kale rabbüke lil melaiketi inni cailün fil erdi halifeh, kalu e tec'alü fiha mey yüfsidü fiha ve yesfiküd dima', ve nahnü nüsebbihu bi hamdike ve nükaddisü lek, kale inni a'lemü ma la ta'lemun

Buradaki cailün kelimesi yaratmak değil tayin etmektir.bir kısım mealcide bu manada meal etmişlerdir.Atamak olarak çevirmişlerdir.

 

Şimdilik bu ayeti burada bırakalım.ve devam edelim.

 

Bakara 31

Âdem'e bütün adları bildirmişti de meleklere o adlarla anılan şeyleri gösterip hadi demişti, doğrucuysanız bunların adlarını haber verin.

http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=2&ayet=31

Bu ayette konumuz ile ilgili bir çelişki yoktur.ama devamında çıkacaktır.

Bakara 32

Demişlerdi ki: Noksan sıfatlardan seni arı biliriz, bize bildirdiğin şeylerden başka bilgimiz yok. Şüphe yok ki sen, her şeyi bilirsin, hüküm ve hikmet sahibisin.

http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=2&ayet=32

bakın bu ayet önemli bir ayettir.çünkü şuanda bir çelişki belirmiştir.bakara 30 a göre eğer Adem henüz yaratılmamış ve Allahın Yaratmayı planladığı ama henüz yaratmadığı bir varlık ise.bakara 32 de Allahın kendilerine bildirmediğinden haberi olmayan melekler,henüz yaratılmamış Ademin kan döküp bozgunculuk yapacağını nasıl bilebilirler? Bilirsiniz klasikte yaratılan ilk insanlar hz.Adem ve hz.havvadır.yani iki kişilerdir.ama ortada yine bir mantık hatası bulunmaktadır.Adem üzerine her şeyi bilen ulemamız ( hangi memleketin topraklarından kaç günde nerede ne şekilde yaratıldığını bilen ulemamız ) acaba şu bilgiye neden sahip değillerdir !

kan dökmek için en az 2 kişi gerekir.bu durumda Ademin yada Havanın diğerinin kanını dökmüş olması gerekir ki ! melekler bunu bilebilsin.ama Adem hakkında her şeyi bilen ulemamız böyle bir bilgiyi hiçbir yerde açıklamamıştır.yani ne adem havanın kanını dökmüş nede Havva ademin kanını dökmüştür diye hiçbir bilgi yoktur.oysa eğer bu bahsedilen halife yalnızca iki kişi ise,bu durumda birinin diğerinin kanını dökmüş olması gerekmektedir.ki ! melekler bunu bilebilsin.

Hadi bunu bir kenara bırakalım.BOZGUNCU kelimesi işi daha da vahimleştirmektedir. çünkü bozgunculuk iki kişinin kendi arasındaki bir olay için kullanılacak bir kelime değildir.bozguncu daima 3.kişi yada kişilerdir.bu durumda ortadaki 3.kişi kimdir.bazıları bu soruma karşılık şeytandır demektedir.oysa şeytan değildir.bunu daha ilerde izah edeceğim.hatta izah etmeme gerek bile kalmayacak.

Devam edelim.

Bakara 34

Hani meleklere, Âdem'e secde edin demiştik de İblisten başka bütün melekler secde etmişlerdi. O, secde etmekten çekinmiş, ululanmak istemişti de kafirlerden olmuştu. *

http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=2&ayet=34

işte bakın en can alıcı noktalardan birine geldik.Dikkat ederseniz bakara 30 geçmiş zamanlı bir anlatımla konuya girmişti.ve bakara 34 de ikinci bir geçmiş zaman penceresi daha açılmaktadır.yani geçmişinde daha geçmişine gidilmektedir.bir çok mealci ve okur bu noktayı kaçırmaktadırlar.olayı hz.adem hikayesi ile akıllarında şekillendirip hurafelerden arınamadıkları için ayetin derinliğine inememişlerdir.oysa bu ayet bakara 30 dan daha eskisini anlatmaktadır.fakat dediğim gibi olayı daima hz.adem şeklinde algılayanlar onu ilk insan kabul edenler.öyle bir karakteri Kurana monte edenler Kuranın bu derinliklerini maalesef es geçmektedirler.oysa ki bu ayet nereye gidiyor birlikte bakalım.

 

Hicr 28

An o zamanı ki Rabbin, meleklere demişti: Gerçekten de ben, kuru, kokmuş, şekil ve suret verilmiş balçıktan bir insan yaratacağım.

Ve birde kelimenin okunuşuna bakalım.

Ve iz kale rabbüke lil melaiketi inni haliküm beşeram min salsalim min hameim mesnun

Dikkat edin ! bakara 30 da cailün kelimesini yaratmak şeklinde meal edenler hatalı bir meal yapmışlardır.yaratmak kelimesi için daha doğru bir kelime olan HALİKÜM kelimesi bunun için daha doğru bir klimedir.ancak ! zamansal olarak daha eskiye pencere açan Kuranı hz.adem kabulü ile zamansal olarak Kuranın açılımlarını birbirine yapıştırıp olayları tek zaman diliminde düşünmeye çalışanlar maalesef bu ayetin açılımını yapamamışlardır.bu olay kesinlikle daha eski zaman dilimindedir ve bakara 30 da kan döküp bozgunculuk yapan insanın melekler tarafından nasıl bilindiği bu ayet ile açıkça ortaya çıkmaktadır.yani Adem çok daha önce yaratılmıştır.kan döküp bozgunculuk yapmıştır.ama bir şekilde halife tayin edilecek çağa erişmiştir.bunların kısa ve hızlı yorumunu yazının sonunda yapacağım.yani bakara 34 de anlatılan olay ademin yaratıldığı halk edildiği zamandır.kısaca ademin yaratıldığı ve tayin edildiği zamanlar birbirinden ayrı ayrıdır.

YANİ ADEM ÇOK DAHA ÖNCE YARATILMIŞTIR VE BAKARA 30 DA ARTIK  DÜNYANIN HALİFESİ YÖNETİCİSİ OLARAK TAYİN EDİLMİŞTİR.

Burada Ruh kavramı çok önemlidir.fakat bunuda yazımın son kısmında hızlı şekilde izah edeceğim.şimdilik RUHUN YAŞAM İVMESİ OLAN SAYDAM ENERJİ OLMADIĞINI SÖYLEMEKLE YETİNECEĞİM.

Bakın insanın daha önce yaratıldığına işaret olabilecek bir ayet.

İNSAN SURESİ 1.AYET

İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.

İşte bu ademin halk edilmesinden tayin edilmesine kadar geçen süreç için anlatılmış bir ayettir.

Yani hicr 28 ile bakara 30 arası için.

Bakara 35

Demiştik ki: Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, dilediğinizi bol bol yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, yoksa haddini aşanlardan olursunuz.

http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=2&ayet=35

Şimdi ademin klasikteki hz.adem değilde sayıca çoğalmış ve dünyanın yönetimini almış çoğul bir ifade olduğunu göreceksiniz.iyi takip edin.yukarıdaki ayette sanki iki kişi gibi düşünülebilir.ancak böyle düşünmeniz hata olacaktır.az sonra mealcilerin nasıl döküldüğünü yani Nisa 82.ayete tosladıklarını.Allahın kelimelerini değiştirerek.yani belki kasıtsız olarak nasıl YAHUDİLİK yaptıklarını göreceksiniz.

Bakara 36

Abdülbaki Gölpınarlı

Şeytansa oradan onların ayaklarını kaydırdı, onları bulundukları makamdan çıkarıverdi. Dedik ki: Bazınız, bazınıza düşman olarak inin buradan. Bir zamana kadar yeryüzünde oturmanız, oradan rızıklanmanız mukadder.

Ali Bulaç Meali

Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: 'Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır' dedik.

Diyanet İşleri Meali(Eski)

Şeytan oradan ikisinin de ayağını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı, onlara "Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz" dedik.

Diyanet İşleri Meali(Yeni)

Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik.

Diyanet Vakfı Meali

Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik.

Edip Yüksel Meali

Şeytan, onları oradan kaydırıp bulundukları yerden çıkarttı. Nihayet, "Birbirinize düşman olarak aşağı inin. Yeryüzünde belli bir süre kalıp yaşayacaksınız," dedik. *

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine şeytan onları(n ayağını) oradan kaydırdı, içinde bulundukları (cennet yurdu)ndan çıkardı. Biz de: "Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasib vardır." dedik.

Elmalılı Meali (Orjinal)

Bunun üzerine Şeytan onları oradan kaydırdı, ikisini de bulundukları naz-ü naimden çıkardı, biz de haydi dedik bâzınız bâzınıza düşman olarak inin ve size yerde bir zamana kadar bir karar ve bir nasıp alma var

Ömer Nasuhi Bilmen

İmdi, Şeytan Âdem ile Havva'yı cennetten kaydırdı. Oradaki nîmetlerden çıkarıp uzaklaştırdı. Biz de dedik ki: «Bâzınız bâzınıza düşman olmak üzere yeryüzüne ininiz, sizin için yer yüzünde bir vakte kadar bir karar ve bir nasip vardır.»

Muhammed Esed

Ama Şeytan orada ikisini de yoldan çıkardı ve böylece sahip oldukları konumu yitirmelerine sebep oldu. 29 Bu yüzden Biz: “Buradan çıkıp gidin, (bundan sonra) birbirinize düşman olarak yaşayın ve yeryüzünü bir müddet için mesken edinip orada geçiminizi sağlayın!” 30 dedik.

Suat Yıldırım

Derken Şeytan onların ayaklarını kaydırarak içinde bulundukları nimet yurdundan çıkardı. Biz de: “Haydi, dedik, birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin! Siz orada belirli bir süre ikamet edip yararlanacaksınız.”

Süleyman Ateş Meali

Derken şeytan onlar(ın ayağın)ı oradan kaydırdı, içinde bulundukları (ni'met yurdu)ndan çıkardı. (Biz de) dedik ki: "Birbirinize düşman olarak inin. Sizin, yeryüzünde kalıp bir süre yaşamanız lazımdır."

Şaban Piriş Meali

-Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz, dedik.

Ümit Şimşek Meali

Derken Şeytan, ayaklarını kaydırdı da onları bulundukları yerden çıkardı. Biz de “İnin aşağı,” dedik. “Artık birbirinize düşman olarak yaşayacaksınız. Yeryüzünde sizin için belirli bir vakte kadar bir yerleşim ve bir nasip vardır.”

Yaşar Nuri Öztürk

Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: "Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süre kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır."

Dikkat edin bazı mealciler sözde uyanıklık yapıp kelimeyi birbirinize diye meal etmişlerdir.ama bir kısmıda ASLA İKİ KİŞİ İÇİN KULLANILAMAYACAK kelimelerle çevirmişlerdir.BİR KISMINIZ DİĞERİNE-BAZINIZ BAZINIZA gibi iki kişi için kullanılamayacak kelimeler kullanmışlardır.oysa bu mealcilerin hepsi hz.adem kabulü ile meallerini yapmışlardır.çünkü henüz daha işin başında bir çoğu cailün kelimesini YARATMAK diye meal etmişlerdir.yani yaratılan ilk insanı hz.adem olarak kabul etmiş ve bunu hiç sorgulamamışlardır.oysaki toplasak daha 10 adet ayet incelemeden bir çok çelişki ortaya çıkmıştır.ve burada saymadığım bir çok çelişki bulunmaktadır.bunlarıda yazımın sonunda hızlıca izah edeceğim.

Son ayetle mealcilerin durumunu ortaya koyalım.

Bakara 37.ayeti geçiyorum.çünkü yine konumuzla alakası yok.

Âdem, Rabbinden bazı sözler belledi de Allah tövbesini kabul etti. Şüphe yok ki o, bütün tövbeleri kabul eder, rahimdir.

Yorum (1) Yorum yaz!

11/12/2008 ·

Hakkı Yılmaz

Salavat getirmek/salavatı şerife

Maalesef din diye inandığımız ve yaşadığımız Ku’an’daki halis/saf Allah’ın dininden başka bir şey durumundadır. Dil-din ilişkisi açısından hareketler yüzlerce kavramın içi boşaltılmış, binlerce sözcüğün anlamı saptırılmak suretiyle kimsenin işine yaramayan (din tüccarları hariç) bir ucube din ortaya konmuştur.

“Salavat getirme”, “salavatı şerife okuma” da yukarıda değindiğimiz maddelerden bir tanesidir. Ki bu konuya ahzab suresinin 56. ayeti yanlış mealler verilmek suretiyle ve de yanlış tebyinlerle (onlar maalesef tefsir diyorlar) tahrifat yapılmıştır. Öyle ki çeşit çeşit salavatı şerife modelleri (salaten tünciye, salat an nariye, salatı terficiye vs. gibi) oluşturulmuş ve bu model model salavatları okumak her ibadetin önüne geçirilmiştir. Dikkat ederseniz görürsünüz ki camilerde imam namaz sonrasında okuduğu duadan (yaptığı dua değil, zira o da şablon) sonra “lillahil fatiha” der. Yani,Allah için bir Fatiha okuyun der. İşte bu sırada fatiha okumaz, Herkes “Allahümme salli ala seyyidina… diye salavat okur. (Buna iyi dikkat ediniz.) Şefaat buna bağlanmış ve salavat getirmekle ilgili onbinlerce hadis uydurulmuştur.İşte ayet. Herhangi birkaç mealden sunalım, sonra da olması gereken meali sunalım ve gerekli talileri yapalım.

Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.

(Ali Bulaç)

Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin (Diyanet meali)

Şu bir gerçek ki, Allah ve melekleri, o Peygamber`e salat ederler/onun şanını yüceltirler. Ey inananlar! Siz de ona destek olun/onun şanını yüceltin ve ona içtenlikle selam verin. (Y. Nuri Öztürk)

Muhakkak ki, Allah ve melekleri, peygambere hep salat ile ikramda bulunurlar. Ey iman edenler, haydi ona teslimiyetle salat ve selam getirin! (Elmalılı)

Salavat:

Bu meallere ve daha yüzlercesine bakarsanız görürsünüz ki Allah ve melekler peygambere salavât getirirmiş, Müslümanlar da getirmeliymiş. Yani diğer bir ifadeyle, onlara göre Allah kendi yaptığını, meleklere yaptırdığını biz mü’minlere de yaptırtmak istiyor ve bunu kesin ve vurgulu olarak emrediyor.(!)

Nedir bu salatta bulunmak, salavat getirmek?

Kime sorarsanız sorun, hangi ilm-i hale bakarsanız bakın: Salavât getirmek . “Allahümme salli….. yada bunun değişik versiyonlarını söylemek” demektir.

Maalesef böyle öğrettiler, gerçeği bizden sakladılar, Türkçe diye sundukları da Arapça oldu, kimse de sözcüklerin gerçek anlamını öğrenemedi.

Salavat getirme ya da salavatı şerife okumanın ne anlam taşıdığını anlamamız için “salat” sözcüğünün analizini yapıp sözcüğün gerçek anlamını bulmak zorundayız.

Kur’an’a baktığımızda göreceğiz ki Ahzap suresi âyet 43 de ifade edildiğine göre Allah ve melekler sadece peygamber efendimize değil biz mü’minlere de karanlıklardan nura çıkmamız için salavât (!) getiriyorlar. Bunda hiç şüpheniz olmasın.

Ayrıca Bakara suresi âyet 157 de Allah’ın denemek için korku, açlık, mal noksanlığı, can noksanlığı, meyveler-ürünler noksanlığı verdiği zaman sabredip, kendilerine bir musıbet isabet ettiği zaman teslim olup muhakkak biz, Allah içiniz ve şüphesiz ona dönücüleriz” diyenlere “rabblerinden “rahmet” ve “salavât (!)” vardır. deniliyor. Kısaca Allah sabırlılara da salavât (!) getiriyor.

Ayrıca Tevbe suresi âyet 99 ve 103’te Peygamberin salavatından (!) bahsedilir. Mutlaka okuyup anlayınız.

Şimdi bu yanlış “salavat” anlayışına göre oluşan istifhamları bir düşünün. Allah, peygamberi ve kulları için kime salavât getirsin?

Niçin getirsin? Nasıl getirsin? Zira yaratan O, yaşatan O, affedecek O, Maliki yevmiddin O. Öyleyse bunun mantığı ne? Allah Cc. kendisi melekler bir salavât korosu mu kurmuşlar da bizleri de o koroya katılmaya dâvet ediyorlar? Bizim sabah akşam yüzlerce kez getirdiğimiz salavâtın kime ne faydası var. Kime ne faydası olur? Peygamberini affedecekse, ona merhamet edecekse bize yalvarttırarak edeceğine direkt kendisi affediverse olmaz mı?

Kılıf hazırlanmaya çalışılmış: Efendim, salât Allah’a nispet edilirse “kullarına rahmet etme “anlamına, meleklere nispet edilirse “Allah’tan kullar için af dileme” anlamına, kullara nispet edilirse “duâ” anlamına gelir. Bu tarz hileler meselenin daha girift hal almasından başka bir işe yaramaz.. Bu mânâlar, maalesef işin içinden çıkılamadığı için uydurulmuştur. Hakikatle alakası yoktur. Bakara suresi 157. âyete iyi dikkat ediniz. Orada “ İşte böyleleri üzerine Rablerinden salavât/destek/ yardım ve bir rahmet vardır.” buyurularak “rahmet” ve “salâvat”’ın ayrı ayrı şeyler olduğu ifade edilir. Öyleyse bu meselenin hakikati nedir? Bu meselenin hakikati salât sözcüğünün hakiki anlamına dönmek ve ondan sapmamaktır.

Gelelim tahlile:

“Salât” sözcüğü yapı olarak görünüş itibariyle “saly” ve “salv” köklerinden türemiş olabilir. Dilbilgisi kurallarına göre her ikisi de olabilir. Zira her iki sözcük de “nâkıs”tır. Yani son harfleri harfi illettir. Dikkat çeken bir husus da “salv” kökünden olan kalıpların çekimlerinin bir çoğunun “galb” neticesi “ya” ya dönüşmesidir. Ki, üzerinde ciddi bir araştırma yapılmazsa bu bir çok karışıklığa neden olabilmektedir.

Biz Arapça’daki bu mastarlar üzerinden tahlil ve anlamını açıklayalım. Birincisi:

Saly: Ateşe atmak-ateşe girmek anlamına gelir. Bu mânâda el Hakka suresi 31.âyette kullanılmıştır:

“Sonra cahime (cehennem) sallayın onu. (sallûhû)”

Bu kökten türemiş olarak ve bu anlamda Kur’ân’da “islavhâ, yeslâ, veseyeslavne, seüslîhi, layeslâhâ” gibi farklı kalıplar ile bir çok kez yer alır.

Türkçe’deki sallamak ve yaslamak sözcükleri de Arapça’daki “Saly” sözcüğünden gelmiştir.

İkincisi:

Salv: İsim olarak uyluk, fiil olarak “uyluklamak” yani uylukları hareket ettirmek demektir. Ki kişi herhangi birisinin sırtındaki yüke veya herhangi bir hayvana yüklenmiş ağır yüke destek vermek isterse uyluğun (bacağın diz ile kalça arasındaki bölümünü) birini kaldırır, uyluğu yatay haline getirip yükün altına uzatır, destek sağlar.

“Salât” sözcüğünün aslı “salvet”tir. Kelime nakıs (sonu harfi illetli) olduğundan genel dilbilgisi kuralları gereği “salât” şekline dönüşmüştür. Bize göre “salât” sözcüğünün kökü kesinlikle “salv” dır “saly” değldir. Zira kelimenin çoğulunda kelimenin asıl harfi olan “vav” açıkça ortaya çıkmakta; çoğulu “salavât” olarak gelmektedir. Bunun bir çok örneği daha vardır. Meselâ “gazâ/savaştı” sözcüğü aynı konumuz olan “sallâ” (mastarı salât’tır) sözcüğüne benzer. Onun mastarı “gazve”, Gazve’nin çoğulu “gazevât” olarak gelir. Diğer fiil çekimlerinde de “gazâ”nın “vav”ı, ya “ya”ya kalb olur yahut da düşer yok olur.

“Saly” sözcüğünün anlamı ile “Namaz, dua yakarış, çaba, gayret, destek” anlamları arasında herhangi bir anlam ilişkisi kurmaya da imkanı yoktur.

Eğer “salât” sözcüğünün kökünün “saly” olduğunu varsayarsak çok enteresandır ki Kevser suresindeki “salli” emrinden “onu ateşe at” ve Ahzab suresi 56. ayetteki “sallû aleyhi” den de Muhammed’i ateşe sallayın, atın” anlamı çıkarmamız gerekir.

Doğal olarak sözcükler yan anlamlara kayarlar. Ama hep ana eksen etrafında olur bunlar. Kesinlikle ana eksen kaybolmaz. Ki örneklerini “Nahr, Ebter” sözcüklerinin tahlillerinde görebilirsiniz.

Tamam böyledir ama yine de bu çok ciddi meselede her insanın zihninde bir “acaba” mutlaka kalır. İşte o istifhamı Kur’ân zihnimizden çeker alır. Zira “Salv, Sallâ, salât” sözcüğünün açık anlamı 75/Kıyamet suresinin 31, 32. âyetlerinde çok bariz olarak açıklanmıştır. Ki orada bu sözcüklerin karşıt anlamları da verilmiştir. Şöyle ki: “Felâ saddaqa velâ Sallâ velâkin kezzebe ve tevellâ = O, ne tasdik etti ne de çaba harcadı/destekledi. Ama yalanladı ve geri durdu.” Âyette dört eylem yer almış, ikisi diğer ikisinin karşıt anlamı olarak gösterilmiştir. Âyette “saddaka”nın karşıtı “kezzebe” Yani “tasdik etmenin” karşıtı “tekzib etme”; “sallâ” fiilinin karşıt anlamı olarak da “tevellâ = sürekli geri durmak, sürekli yüz dönmek, lakayt kalmak, ilgisizlik, pasiflik, ve yapılmakta olan girişimleri kösteklemek ” fiili gösterilmiştir. “Tevellâ” sözcüğü kalıbı itibariyle süreklilik anlamını taşır. Buradan hareket edersek “sallâ”, “tevellâ”’nın karşıtıdır. Yani anlam olarak “destek olmak, seyirci kalmamak” anlamındadır.

İş burada bitmedi. Salât sözcüğü nasıl yanlış girdiyse İslâmi hayatımıza, “selâm” ve “teslîm” sözcükleri de yanlış girmiş durumdadır. Âyeti celilenin “ve sellimû teslimen” kısmının da tavzih zarureti doğmuş durumdadır. Zira elinize hangi meali alsanız âyeti celiledeki bu, mü’minlere verilen ikinci görev için “….ve tam bir teslimiyetle selam veriniz!” dendiğini göreceksiniz.(Bazı kelime farklılıkları olabilir.) Halbuki sözcüklerin gerçek manaları üzerinde dikkat gösterilse kolay kolay bu hata yapılmaz. Şöyle ki:

Âyette geçen “sellimû” ve “teslîmen” sözcüklerinin kökü, “slm” harflerinden oluşan muhtelif harekelerle de ifade edilebilen “selm, silm” kökleridir. Hangisi kabul edilirse edilsin manasında “selâmetlik” yani eski tabirle “isabeti mekruhtan emin olmak” anlamını taşır.

Konumuzdaki “sellimû” ve “teslimen” ifadeleri ise mezidattan “tef’il” babından emri hazır ve mastardırlar. Bu babda anlam: “emin etmek, korumak, güvenlik sağlamak”’tır.( “Sellemehüllah, Allah onu korudu, onun güvenliğini sağladı.” diye kullanılır. Burada mana: “ve tam bir güvenlik sağlamak suretiyle Peygamberin güvenliğini sağlayınız!” demektir. Yoksa “padişahım çok yaşa”, “yaşasın kral” misilli şeyler bir şey ifade etmez. Padişahı çok yaşatmak için, kralın yaşaması için canla başla çaba harcamak gerekir. Laf ile lak lak değil.

Şimdi bahsimizde yer alan âyetin manası şöyle olur:

Ahzap suresi âyet 56:

Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi destekliyorlar/ ona yardım ediyorlar/ onun için gerekeni yapıyorlar. Ey mü’minler! Siz de ona destek olun ona yardım edin/ onun için gerekeni yapın ve onun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayınız!”

Örnek verdiğimiz ayetlerin de gerçek ifadesi şöyledir:

Ahzap suresi âyet 43.

“O, odur ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kendisi ve melekleri (yüsalli aleyküm) sizin için gerekeni yapıyor/ size destek oluyor. Zaten O, inananlara karşı çok çok acıyıcıdır.”

Bu âyetin mealini bir de şu âyetle karşılaştırın. Allah’ın salât’ının nasıl olduğunu ne demek olduğunu ne ma’naya geldiğini kendiniz a de anlayacaksınız.

Hadid suresi âyet 9:

“O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine gerçeği apaçık gösteren âyetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok çok şefkatli, çok çok acıyıcıdır.”

Görüldüğü gibi Allah’ın salavâtına/yardımından, desteğinden bir tanesi de “Kulu üzerine gerçeği apaçık gösteren âyetler indirmesi”’dir.

Ahzap suresi 56. âyetin yer aldığı sure, özel bir suredir. Orada Peygamberimizin özel hayatı, aile hayatı, sırlarını, misyonu, eşlerinin konumu, görevleri ve ayrıcalıkları yer alır.. Konumuz olan âyeti celileyi en iyi dereceden anlayabilmek için mümkünse surenin tamamını okuyup dikkate alınız. Ve bu destek ve güvenlik sağlama görevlerini yapmayarak peygamberi üzenlerin akıbetinin de neler olacağını 57 ve 58. âyetlerden bakınız. Sakın konu ve pasaj bütünlüklerini bozmayınız

Bir düşünelim: Bu âyetler indiği zaman Sahabe-i kiram neler yaptı? Herkes bir köşeye çekilip “Allahümme salli ve sellim..” mi dedi? Yoksa varıyla yoğuyla, canıyla harekete geçip Allah yolunda Peygamberimize destek mi oldular, güvenliğini mi sağladılar?

Salavat getirmekle ilgili rivâyetleri inceleyiniz; râvilere ve rivâyetin yer aldığı kitaplara dikkat ediniz. Çoğu kastlı ihanetten kimisi de özendirme amaçlı cehaletten ortaya atılmış şeyler!

Şimdi manzaraya bir bakalım:

Allah,

- “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi destekliyorlar/ ona yardım ediyorlar/ onun için gerekeni yapıyorlar. Ey mü’minler! Siz de ona destek olun ona yardım edin/ onun için gerekeni yapın ve onun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayınız!” buyuruyor.

Biz de çıkmışız:

- Allahümme salli ala muhammed ve sellim..” Ey Allahım! Muhammed’e sen yardım et, gerekli desteği sen yap ve onun güvenliğini sen sağla….. diyoruz.

Ne büyük tezat/çelişki ve ne iğrenç küstahlık!

Bu hal, Maide suresi 20-26 daki konu içersinde 24. âyet: “ Dediler ki: Ey Mûsa! Onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Hadi sen git, Rabbinle birlikte savaşın. Biz şuracıkta oturacağız.”

Beniisrail ile Musa As.’ın vaziyetine benziyor mu benzemiyor mu? Bizimkisi biraz kibarca olsa da!

Allah ve melekler gerekeni sürekli yapıp duruyorlar: (yusallûne, fiilimuzâri sıygasıyla vârid olduğundan bu mânâyı mutazammındır.) Gerekeni yapacak olan, destek olacak olan, peygamberin güvenliğini sağlayacak bu işe çaba harcayacak olan, yerinde oturmayıp kalkıp kımıldayacak olan kısaca bu işle yükümlü olan biziz, biz mü’minleriz.

Peygamber bu gün aramızda olmadığına göre bu görevi destk ve güvenlik sağlamayı toplumda peygamberlik misyonunu (Rasülüllah`ın Medinedeki konumunu; Kur`an`ın tebliği ve tebyinini, İ,müslümanların devlet başkanlığı görevini) sürdüren kişi ve kurumlara yapmalıyız. Ama padişahım çok yaşa! diyerek değil.

Hakkı Yılmaz

http://www.istekuran.com

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::